ETKİNLİKLER

 Değerli Vakıf üyeleri ve Dostları

21 Eylül 2018 günü Bademler Kooperatifi Doğal Yaşam Köyü Konferans Salonu’nda yapılan “TÜRKİYE’NİN TOHUMLUK GERÇEĞİ FORUMU””nda, kolaylaştırıcı sunumlar yapan ve yerel tohumculuğunun önemini Türkiye’de gündemine sokan Prof. Dr. Tayfun Özkaya’nın konuşması ile Seferihisar Belediyesi Can Yücel Tohum Merkezi'nde bir uygulamacı olan Aylin Bostan'ın "TOHUM GİTTİ, TARIM BİTTİ"  başlıklı konuşmaları aşağıda verilmiştir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YEREL TOHUMLAR ÇİFTÇİ VE TÜKETİCİ REFAHINDA NASIL BİR ROL OYNUYOR?    

Tayfun Özkaya

Tarihsel Gelişim ve Tohumculuk

Kapitalist üretim sisteminin tarım alanında yayılması doğrudan üretici olan köylülerin mülksüzleştirilmesi ile olur. En önemli üretim aracı olan toprak 15. yüzyıl ile 18. yüzyıl sonu arasında İngiltere’de köylülerden zorla gasp edildi. Bu olay dünyanın çeşitli yerlerinde tekrarlandı ve hâlâ sürüyor. Mülksüzleştirmede en önemli üretim araçlarından biri de tohumdur. Bu araca el atılması ancak 20. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamıştır. Tarımda tohumun çok özel bir yeri vardır. Köylü ürünü üretir ve bundan aynı zamanda tohumu da elde eder. Köylüyü tohumdan ayırmak tarımda hegemonya oluşturmak isteyen şirketler için en önemli amaçtır. Ancak tohumun çiftçiden ayrılarak, alınarak metalaştırılması kolay bir iş olmamıştır. Bunun iki yolu vardır.[1] Birincisi ürün-tohum-ürün sürecinin kırılarak köylünün üründen tekrar tohum elde etmesini önlemektir. Bu bilim ve teknolojinin kullanılması ile gerçekleştirilmektedir. Bu çabalar 1930’larda hibritlerin yaygın kullanımını ile başlamıştır. İkincisi ise tohum çeşitleri üzerinde fikri mülkiyet hakları tesis ederek tohumların tekrar tekrar kullanılmasına yasalar yolu ile engel olmaktır. Bu yol ise hukukun kullanılmasıdır. Birinci amaç için hibrit tohumlar geliştirilmiştir. Bilim bu amaçla tohum ve ilaç şirketleri lehine kullanılmıştır. Hibrit tohum yüzünden artık çiftçiler aldıkları tohumdan ürün elde ederek, bundan tekrar tohumluklarını çıkarma imkânını kaybetmişlerdir. Şirketler tohumu geliştirebilirler. Ancak hibrit tohumlar olmadıkça bundan büyük bir yarar sağlamaları mümkün değildir. Tohum yasaları ile ise tohumda “fikri mülkiyet hakları” oluşturulmaktadır. Çiftçilerin kendi tohumlarını kullanmalarına büyük kısıtlamalar getirilir. Köylülerin tohumlarını satmaları yasaklanır. Bu iki yolla köylülerin tarım devriminden bu yana geliştirdikleri tohum çeşitleri gasp edilerek bu açıdan da mülksüzleştirilmeleri sağlanmaktadır. Daha önce paylaşılan (common) olan tohum bu özelliğini yitirmektedir. Bu değişikliğin etkileri çok büyüktür. Kamusal ve özel kuruluşlar tarafından geliştirilen tohumlar artık bütün bir tarım sisteminin değişmesini belirleyebilmektedir. Üretimde kullanılmalarında kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kaçınılmaz olduğu bu tohumlar metalaşmış ve siyasal ürünler olmuştur. Ürünlerin nasıl yetiştirileceği uzaktan programlanabilir olmuştur. Artık köylüler giderek daha çok “yaşam bilimleri” şirketleri tarafından uzaktan kumanda edilen “açık hava işçilerine” dönüşmektedir.[2]    

 

Tohum Ticaretinde Yoğunlaşma ve Kullanılan Araçlar

Dünya tohum ticaretinde özellikle son yıllarda büyük bir yoğunlaşma eğilimi görülmektedir. Az sayıda firma her yıl artan oranlarda piyasaya hâkim olmaktadır. Son yıllarda bu firmalar birleşmeler ve satın almalarla tohum ve tarım ilaçları ticaretindeki yoğunlaşmayı arttırmışlardır. Özellikle Bayer firmasının Monsanto’yu satın almasıyla hem tohum hem de tarım ilacı piyasasında Bayer en önde gelen firma olmuştur. Dünya ticari tohum pazarında birleşmeler sonrası Bayer ve Monsanto payı birlikte % 30,1’e, satış tutarı ise 13,6 milyar dolara çıkmıştır. Bayer ve Monsanto’nun tarım ilaçları pazarındaki payı % 27,4, satış tutarı ise 15,4 milyar dolar olmuştur. (Tablo 1 ve 2)

Bugün Türkiye’de olduğu gibi dünyada da halen köylülerin, çiftçilerin ürettikleri ve kullandıkları tohumların oranı oldukça yüksek düzeydedir. Hatta Arjantin, Avustralya, Kanada gibi ülkelerde bile bu oran %65 ile %90 arasında değişmektedir. Tohum piyasası tekeller ile büyüme eğilimi göstermesinin yanında, tarım kimyasalları, GDO araçlarının birlikte kullanılması ile firmalara bir çarpan etkisi de kazandırabilmektedir. Firmaların tohum çeşitlerinin ancak ve ancak tarımsal ilaç ve gübrelerle yetiştirilebilecek özellikte ıslah edilmeleri çiftçileri firmaların ürünlerini almaya zorlamaktadır. GDO’lu tohumlar bu firmalara daha da üstün yeni bir güç kazandırmaktadır. Örneğin herbisite dayanıklı bir çeşit GDO yöntemleriyle geliştirilmektedir. Ancak kullanılacak herbisit firmanın marka herbisitidir. Dolayısıyla tohum ve herbisit beraberce pazarlanmakta birbirlerinin satışını arttırmaktadır. Adeta birbirlerinden ayrılmayacak tamamlayıcı mallar, markalar yaratılmaktadır. Bu şirketlerin bazılarının aynı zamanda beşeri ilaçlar üreticisi olduğu gözden kaçmamaktadır. Önce tohum satılmakta, ardından gerekli olan tarım ilaçları satılmakta, ardından da bu ilaçlar nedeniyle hasta olan üretici ve tüketicilere beşeri ilaçlar satılmaktadır. Üç cebi olan şirket sayısı hiç de az değildir.

Ulus ötesi bu dev firmalar böylece tohum, tarımsal ilaçları ve GDO’yu birlikte kullanarak tarım alanında tarihin tanık olmadığı bir hegemonyaya doğru gitmektedirler. Ancak bu başarılarının sağlamlaşması için tarım politikalarının da istedikleri yönde oluşması gerekmektedir.

 

Tablo 1. Dünyanın En Büyük On Tohum Firmasının Tohum Satış Değerleri, Birleşmeler Sonrası (2014 Yılı)

 

Şirketler (Merkezleri)

Satışları (Milyon $)

Pazar Payları (%)

1.

Monsanto (ABD)-Bayer Crop Science (Almanya)

13.674

30,1

2.

Dow-DuPont (ABD)

9.172

22,7

3.

Syngenta (İsviçre)

3.155

7,8

4.

Vilmorin & Cie (Fransa)

1.770

4.4

5.

KWS Saat (Almanya)

1.512

3,7

6.

DLF (daha önce DLF- Trifolium (Danimarka)

546

1,3

7.

Sakata Seed (Japonya)

500

1,2

8.

Rijk Zwaan (Hollanda)

408

1,0

9.

Takii & Co (Japonya)

400

1.0

10.

Florimond Desprez (Fransa)

276

0,7

En büyük 10 şirket toplamı

31.413

73,9

Küresel ticari tohum pazarı

42.507

100

Kaynak: ETC Group, 2015. Breaking Bad: Big Ag Mega-Mergers in Play Dow + Dupont in the Pocket? Next: Demonsanto? ETC Communiqué, n°115. December. http://www.etcgroup.org/sites/www.etcgroup.org/files/files/etc_breakbad_23dec15.pdf

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tablo 2. Dünyanın En Büyük Dört Tarımsal İlaç Firmasının Bitki Koruma İlaçları, Satış Değerleri, Birleşmeler Sonrası (2014 Yılı)

 

Şirketler (Merkezleri)

Satışları (Milyon $)

Pazar Payları (%)

1.

Bayer Crop Science - Monsanto

15.367

27,4

2.

Syngenta-ChemChina (Adama ve Sanonda dahil)

15.102

26,9

3.

DuPont-Dow AgroSciences

9.414

16,8

4.

BASF

7.239

12,9

En büyük dört şirket toplamı

47.122

84,0

Dünya tarımsal ilaç pazarı

56.097

100

Kaynak: ETC Group, 2015, age.

 

Tohumculuk Yasası ve Artan Hegemonya

2006 yılında yasalaşan ve 31.10.2006 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile tohumculuk alanında tam anlamıyla uluslararası tohum şirketlerinin hegemonyasına açık yeni bir döneme girilmiştir. Yasa özel şirketlere tohumculuk alanında tam bir denetim olanağını açmıştır. Yasa ile denetim yetkisi bile şirketlerin egemen olduğu Tohumculuk Birliğinin eline geçebilecektir. Yasa ile köylünün yerel tohumlarını ve bunlardan üretilen fideleri satması yasaklanmıştır. Yasa TBMM’de muhalefete rağmen kabul edilmiştir.

Bu politikalarla birlikte özel tohumculuk şirketlerinin sayısı hızla artmış, dünyanın en büyük tohum şirketleri Türkiye’de yatırım yapmışlardır. Ancak bunlardan pek azı ıslah ve adaptasyon çabası içine girmiş, çoğunlukla bilinen çeşitlerin çoğaltılması ya da ithalat tercih edilmiştir. Tohumculuğun özelleştirilmesi hibrit tohumun yeni bir uluslararası meta haline gelmesiyle çakışmış, sonuçta Türkiye uluslararası tohum tekellerinin açık pazarı haline gelmiştir. Buna karşı daha çok yerel tohum ve fide takas şenlikleri yaparak yayılan bir hareket de başlamıştır. Belediyeler bu şenliklere destek olmaktadır. Çoğu kadınlardan oluşan yerel gruplar agroekolojik tarım teknikleri, kaybolmakta olan yerel çeşitlerin korunması, köylü pazarları, topluluk destekli tarım grupları kurulması yönünde çalışmalar yapmaktadır.

Etkiler

1930’lu yıllarda ABD’de melez mısırlarla, 1960’larda yeşil devrim ile 1970’lerden sonra ulusötesi tohum firmalarının çeşitleri ile ve 1980’lerden sonra ise GDO’lu çeşitlerin üretimi ile başlayan süreç hızlanarak dünyada biyoçeşitliliği yok etmektedir. ABD’de lahana çeşitlerinin %95’i, mısır çeşitlerinin %91’i, bezelye çeşitlerinin %94’ü, domates çeşitlerinin %81’i kaybolmuştur. FAO’nun 150 ülke raporuna dayanarak yayınladığı çalışmaya göre son yüzyılda dünya biyolojik çeşitliliğinin yaklaşık %75’i kaybolmuştur.[3]

Endüstriyel tohumlardan elde edilen sebze ve meyvelerin besleyici özellikleri konusunda bilgileri derleyebileceğimiz çeşitli araştırmalar dünyanın değişik ülkelerinde yapılmıştır. Minnesota Üniversitesi tarafından ABD’de Kızılderili yerel tohum çeşitlerinden elde edilen ürünler ile marketlerden alınan endüstriyel tohumlardan elde edilen ürünlerin besleyicilik özellikleri karşılaştırılmıştır. Kızılderili çeşitleri bu açıdan üstün bulunmuştur. Örneğin fasulyelerde antioksidan düzeyleri bazı çeşitlerde Kızılderili çeşitleri lehine %50, bazı çeşitlerde ise 3,5 misli hatta 21 misli yüksek bulunmuştur.[4] İngiltere’de yapılan diğer bir araştırmada 1930’da ve 1980’de Tarım Bakanlığının gerçekleştirdiği, sebze ve meyvelerin mineral madde değerlerini içeren araştırmaların sonuçları karşılaştırılmıştır. Buna göre 50 yıllık bu sürede sebzelerde kalsiyum, magnezyum, bakır ve sodyumda, meyvelerde ise magnezyum, demir, bakır ve potasyumda önemli düzeylerde gerilemeler oluşmuştur. Kayıp görülmeyen tek mineral fosfor çıkmıştır. En büyük düşüş sebzelerde beşte bir düzeyine düşen bakırdadır. Sonuçlar bu düşüşlerin endüstriyel tarımın gelişmesinden veya çeşitlerin değişmesinden meydana gelebileceği şeklinde yorumlanmıştır.[5]

Araştırmacılar bitkilerin besin içeriklerindeki değişimleri aradan geçen bu süre içinde çeşitlerdeki farklılık ile açıklamışlardır. Islah çalışmalarında verim artışı sağlanırken besin maddelerinde düşüş gerçekleşmektedir. Aynı şekilde büyüme hızı ile zararlı ve hastalıklara dayanıklılık, verimle zararlı otlara dayanıklılık arasında ters yönde ilişki vardır. Bu nedenle endüstriyel çeşitlerle yapılan tarım nerede ise kaçınılmaz olarak tarım kimyasalları ile gerçekleştirilebilmekte, endüstriyel tarımı güçlendirmektedir. Araştırmacılar brokoli, patates vb. birçok üründe değişik çeşitleri kullanarak aynı koşullar altında yapılan denemelerde antioksidanlarda görülen farklılıkların çeşitlerden kaynaklandığını belirtmektedirler. Bu nedenle bugün organik tarım yapan üreticilerin endüstriyel çeşitleri kullanarak besleyici değeri yüksek ürünler elde edemeyeceklerini, eski çeşitlerin veya besin içeriği açısından geliştirilecek yeni çeşitlerin kullanılması gerekeceğini de eklemektedirler.  

Bu araştırma ve incelemelerden geldiğimiz nokta endüstriyel tohumların kimyasal ilaç ve kimyasal gübrenin kullanımını arttırdığı, bunun hem gıdalarda hem de su, toprak ve havada kirlenme sorununu getirdiği, diğer yandan sebze ve meyvelerin besin değerlerinin de gerilediğidir.

Sebze tohumlarında fiyat çok daha yüksek düzeylerdedir. Örneğin ülkemizde domateste tohumun gramı altın fiyatları düzeyindedir.

Endüstriyel tohumların daha yüksek verim sağladığı genellikle ileri sürülür. Verim konusunun daha eleştirel bir tarzda ele alınması gerekmektedir. Grain kuruluşu bu sorunu şöyle ele almaktadır:

“Yüksek”’den ne kastedilmektedir. Hangi koşullar altında yüksek verim alınmaktadır? Sonuçlar ne olmaktadır? Yeşil devrim ve endüstriyel tohum çeşitlerinin kendiliklerinden verimli olduğunu söylemek yerine bunların kimyasal gübrelere olumlu karşılık verdiklerini söylemek daha doğrudur. Ancak bunlar hastalık ve zararlılara daha dayanıksızdır ve yüksek dozda tarım ilacına ihtiyaç gösterirler. Aynı zamanda çok suya ve iyi toprağa ihtiyaç duyarlar. Bunlar olmazsa ortada yüksek verim falan kalmaz. Diğer etkileri dışında bu verim için yüksek düzeyde masraf da gerekli olur. Diğer taraftan verim nedir? Bir agronomist açısından belli bir üründe bir hektar alanda aldığınız üründür. Fakat birçok çiftçi açısından cevap daha karmaşıktır. Birçok ürün istatistikleri ana ürün açısından durumu ele alır. Tahıllarda bu elde edilen tohumdur. Ancak toprağın istenilen özellikte kalmasını sağlayan ve hayvanlar için yararlı olan saman ele alınmaz. Diğer yandan yüksek verim, beslenme değeri ve lezzetin düşmesi pahasına elde ediliyorsa bunun değeri nedir? Ara ürün yetiştirenler için durum daha karmaşıktır. Bir alandan birkaç ürün birden elde ediliyorsa sadece ana ürünün verimi pek bir şey ifade etmeyebilir.[6]

Tohumda Başka Bir Teknoloji Var mı?

Bugün yararlandığımız birçok bitki on bin yıl önce başlayan tarım devriminde çiftçilerin yapmış olduğu sürekli ıslah çabaları ile ortaya çıkmıştır. Bu bitkilerin bazıları zehirli de olan otlar idi. Çiftçi ile ıslahçı terimleri bu dönemlerde eş anlamlı idi. Ancak yüzyıl önce bazı bilim adamları çiftçilerin bu konuda hiçbir şey bilmediğine karar verdiler ve ıslah işinden çiftçileri çıkardılar.[7] 1930’lu yıllardan itibaren şirketler bu ıslah işinde bilim adamlarını kullanarak kârlarını arttırmaya yönelik çabalar içine girdiler. Şu anda tohum işinde bir avuç ulusötesi firma bir hegemonya yaratmışlardır. Türkiye’deki tohum firmalarını da yutarak bu firmalar etkilerini ülkemizde de yoğunlaştırmaktadırlar. Dünyada bu tekelleşmenin etkileri çok kötü olmuştur. Binlerce çeşit yok olmuş, tarım üretimi tarımsal ilaç ve kimyasal gübrelere, sulamaya, makinelere bağımlı hale gelmiştir. Ürünlerin besleyici değerleri ve lezzetleri gerilemiş ve zararlı kimyasallarla yüklü hale gelmiştir.

Bilimsel denilen bitki ıslahı ulusötesi şirketlerin güdümünde biyoçeşitliliği yok etmeye devam etmektedir. Ulusötesi firmalar güçlerini pekiştirmek için ülkelere tohum kanunları dayatmaktadırlar. Bu kanunlarda çiftçilerin biyoçeşitliliğe sahip tohumlarını satmaları yasaklanmaktadır. 

Katılımcı araştırma ve katılımcı ıslah (partipatory research/ participatoy breeding) bilim insanlarının çiftçilerle el ele neler başarabildiğinin güzel örneklerini veriyor. Örneğin Filipinler merkezli Masipag kuruluşunun web sayfasında bulunan “Food Security and Farmer Empowerment” adlı eserde katılımcı ıslah ile elde edilen başarılar ortaya konulmuştur. Çiftçi ve bilim insanlarının beraber geliştirdiği çeltik çeşitlerini ekolojik yöntemlerle yetiştiren çiftçilerin dekara verimleri ile endüstriyel tarım yapanların (konvansiyonel tarım) verimleri arasında istatistiksel yönden farklar önemsiz bulunmuştur. Ancak ekolojik tarım yapan grupta verim yıllara göre düzenli artarken, konvansiyonel grupta düşmektedir. Ekolojik grup kimyasal ilaç, kimyasal gübre, tohum gibi girdilere para vermemektedir. Masraflar daha azdır. Bu nedenle ekolojik grupta net gelirler endüstriyel tarım yapanlardan 1,5 misli yüksek bulunmuştur (www.masipag.org).

 

Sonuç ve Öneriler

Dünya ve Türkiye’de tekelci bir yapı oluşturma yolunda ilerleyen tohumculuk sektörü bir yandan hibrit teknolojileri vb. teknik yollarla diğer yönden de 2006’da yürürlüğe giren tohumculuk yasası ile hegemonik bir güç kazanmıştır. Yasa ile köy popülasyonlarının hiçbir şekilde sertifika edilerek tohumluk olarak satılmalarına izin verilmemektedir. Ayrıca köylülerin kendi tohumluklarını ve bunlardan üretilen fideleri satmaları yasaklanmıştır. Uygulama yavaştan alınmasına rağmen giderek baskı artmaktadır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı sertifikalı şirket tohumlarını fiyat yönünden desteklemektedir. Uygulamalar yerel tohumların kaybolmaları tehlikesini arttırmaktadır.  Bu durum biyoçeşitlilik yanında çiftçi haklarının da ihlali anlamına gelmektedir. Yasanın değişmesi yararlı olacaktır. Şirket tohumları endüstriyel tarımla uyumludur. Yoğun kimyasal ilaç ve gübre, su ve makine kullanımını arttırmaktadır. Monokültüre kayma bu gelişmenin bir sonucu olduğu gibi, monokültürleşme de uzak mesafeler, zincir süpermarketlere dayalı bir pazarlamayı doğurmaktadır. Sonuç çiftçinin azalan ürün fiyatları ve artan girdi fiyatları makası içinde ezilmesidir. Küresel iklim değişikliği ve tarımdan kaynaklanan çevre kirliliği ve artan petrol fiyatları endüstriyel ve şirket tohumlarına dayalı bir tarımı sürdürülemez kılmaktadır.

Açık kaynak araştırmaları, katılımcı ıslah gibi yaklaşımlar dünyada yayılmaktadır. Var olan hegemonyayı kırmak için bilim insanları ve çiftçiler arasında bir ittifaka ihtiyaç vardır. Ülkemizde yerel tohumu korumaya ve üretimde tutmaya ve yaymaya yönelik bir hareket yayılmakta ise de bilim çevreleri ve kamudan yeterli bir destek görememektedir.  Ekolojik tarım ve yerel tohumlar ve bunlardan katılımcı ıslah yaklaşımı ile geliştirilecek tohumlara dayalı üretim ve pazarlama yapan köylü pazarları, topluluk destekli tarım grupları ve tüketim kooperatiflerinin yaygınlaşmasında yarar vardır. Bu konuda şimdilik sivil toplum kuruluşlarına ve belediyelere büyük bir görev düşmektedir. 

 



[1] Kloppenburg, J.R., 1988. First the Seed, The Political Economy of Plant Biotechnology: 1492-2000, Cambridge University Press, Cambridge.

[2] Ruivenkamp, Guido, 2011. “Tohumlar: Metalardan Paylaşılanlara” Kırsal Kalkınmada Alternatif ve Yeni Yaklaşımlar, Kalkınma Merkezi Derneği, Gün Matbaacılık, İstanbul. 192-221.

URL: http://www.tr.boell.org/downloads/tohumlar_metalardan_paylasilanlar_guido_ruivenkamp.pdf [Ulaşım: 30 Mayıs 2014]

[3] FAO, 1996. State of the World Genetic Resources, Rome.

[4] SARE, 2006, Dream of Wild Health, Indigenous Seed Propagation and Children’s Diabetes Prevention Program, Kara Ferguson 2006 SARE Conference, http://www.sare2006.org/documents/presentations/Kara_Ferguson.pdf [Ulaşım: 20 Mart 2008]

[5] Mayer, A.M., 1997, “Historical changes in the mineral content of fruit and vegetables”, British Food Journal, 99 (6): 207–211.

[6] Grain, 2008. “High yields”. http://www.grain.org/jargon/?id=22 [Ulaşım: Mart 2008]

[7] Grain, 2008. “Plant breeding”, http://www.grain.org/jargon/?id=20 [Ulaşım: Mart 2008]

 

*******************************************************************************************************************************************************************************************************

 

TOHUM GİTTİ, TARIM BİTTİ

Aylin Bostan

Seferihisar Belediyesi

Can Yücel Tohum Merkezi

Tohum üretimin ilk halkası, olmazsa olmazıdır.

Öncelikle ben bir çiftçiyim, aynı zamanda Seferihisar Belediyesi Can Yücel Yerel Tohum Merkezinde çalışıyorum.

Çiftçi bir aileden geldiğim için iyi hatırlarım, eskiden tarlalarda tohumluklar olurdu, daha hasat başlamadan bunlar seçilir, işaretlenirdi, gelecek yıl üretim yapabilmek için. Sonra paket tohumlar çıkmaya başladı ve ardından tarlalardaki o tohumluklar yavaş yavaş kayboldu. Çünkü bu tohumlarından tekrar verimli ve kaliteli ürün elde edilemiyor, her yıl yenisini almak gerekiyordu. Ardından 2006 yılında çıkarılan, 5553 sayılı tohumculuk yasasıyla, çiftçilerin yerel tohumlukları ve bunlardan elde edilen fideleri satışı yasaklandı. Üretici bir süre üretime devam etse de, maliyetlerin altında ezildikçe tarımdan kopmaya başladı. Ardından köylerden kentlere sessiz sedasız  göçler başladı, özellikle genç nesil tamamen tarımdan koptu.

Can Yücel Tohum Merkezi

Neden Can Yücel?

Ünlü şairimiz Can Yücel sık sık kahvehanelere gider, köylülerle sohbet edermiş ve bir gün ‘’paranın bankası var, tohum bankası neden yok, bu tohumlar bir gün yok olup gidecek ve aç kalacağız. Mutlaka bir tohum bankası kurulmalı ‘’ demiş. Bu merkez kurulunca da ailesinden izin alınarak onun ismi verildi. Böylece Can Yücel’in vasiyeti yerine getirilmiş oldu.

Tohum Merkezi, Seferihisar belediyesinin bir projesidir. 2006 yılında çiftçilerin yerel tohumlukları satışının yasaklanmasından sonra, 2010 yılında kuruldu, amacı kaybolmaya yüz tutmuş atalık tohumları üretip, çoğaltarak üreticilerle paylaşmak ve gelecek nesillere aktarmak.

Türkiye’de kurulan ilk merkezdir. Yerel tohumlukların çiftçilerce satışı ve dağıtımı yasak olduğu için takas yöntemi ile çalışıyor. Siz bize herhangi bir çeşit tohum veriyorsunuz, biz de size istediğiniz mevcut tohumlardan birini veriyoruz. Takasını yaptığımız bütün tohumlar kendi ürettiğimiz tohumlardır. Ne olduğunu bilmediğimiz hiçbir tohumun takasını yapmıyoruz. Özel bir çalışma olmadığı müddetçe her bölgenin tohumu kendi içinde takas ediliyor.

200’ün üzerinde çeşit mevcut, fakat bu sayı sabit değil, çünkü her yıl ülke genelinde tohum takas şenlikleri artarak devam ediyor ve bu etkinliklerden yeni tohumlar geliyor. 2010 yılından bu yana biz de aralıksız olarak tohum takas etkinliklerimizi sürdürüyoruz. Geçtiğimiz mart ayında 8.sini gerçekleştirdik.

Seferihisar Belediyesinin denetiminde olan üretici pazarları var. Salı günleri Seferihisar merkezde, pazar günleri Sığacık’ta, cumartesi günleri Ulamış ve Orhanlı köylerinde. Bu pazarlarda üreticiler sadece kendi üretmiş oldukları ürünleri satabiliyorlar, bu pazarlara çıkan üreticilere tohum desteğinde bulunuyoruz.

Öğrencilerle tohum-fide etkinlikleri düzenleyip, çocukların tarımın, üretimin önemini anlayabilmeleri için, tohum çimlendirmeden hasat dönemine kadar olan süreci kendilerinin yaşayarak öğrenmelerini sağlamaya çalışıyoruz.

 

Karakılçık Buğdayı

Can Yücel Tohum Merkezi kurulduktan sonra yapılan ilk tohum takas etkinliğinde toplanan tohumların arasında en gözde olanlardan birisi de yıllardır bu bölgede üretilmiş yerel buğday çeşitlerinden olan karakılçık buğdayıdır.

İsmini başaklarından alır, sert sağlam bir yapısı olup, oldukça besleyici bir özelliğe sahiptir. Gödence köyünden bir üreticimizin getirdiği bu buğdayı altı yıla yakın bir zamanda çoğaltarak, iki yıl önce ilk unumuzu öğütüp, ilk ekmeğimizi yaptık. Geçen yıl da Seferihisar’ın Ulamış köyünde belediyemizin düzenlediği ilk karakılçık ve armola şenliği ile bu nefis ekmeği yöremize tekrardan kazandırdık. Cumartesi günleri Ulamış köy pazarında sadece karakılçık ekmeği bulabilirsiniz. Farklı ekmeğin satışı yasak. Seferihisar belediyesi bölge üreticisini teşvik amaçlı, piyasadaki buğday fiyatının iki katı fiyatla alım garantisi ile üreticilere karakılçık buğday tohumlarından vererek, yaklaşık 300 dekarlık bir alanda üretim yapılmasını sağladı.

Yazımın başında üretici olduğumu belirtmiştim, yaşadığım bir olayı anlatarak bitirmek istiyorum.

Organik tarım üreticisiyim, genelde yazlık sebze yetiştiriyorum. Ürünlerimin bir kısmını İstanbul’a organik pazarlara çıkan birine, bir kısmını da topluluk destekli tarım gruplarından birine gönderiyorum. İstanbul’a göndermiş olduğum kişi, kış ürünlerinden üretebilirsem alabileceğini söyledi, özellikle lahana ve karnabahar. Ben sebzelerimi kendi ürünlerimin tohumlarından yetiştirdiğim için dışarıdan tohum almıyorum. Organik tarımda kendi ürününün tohumunu kullanmana izin veriyor bakanlık. Kullandığınız tohumun ilaçsız olması yeterli. Türkiye’de organik tohumu sadece Yalova Araştırmada bulabiliyorsunuz. O da sınırlı. Lahana, karnabahar tohumu hiç yok. Meraktan araştırmaya başladım ve tohum firmasının birinde buldum. Tohumun tanesi 0,60 TL. ve 10.000 adetlik paketler halinde. Bismillah, tarlaya girmeden 6000 TL.’yı veriyorsunuz. Bu geçen yılın fiyatı tabii, dolar iki katına çıktığına göre bu fiyat bu gün ikiye katlandı, üret üretebilirsen.

Bu bile yeterli yerel tohumlarımıza sahip çıkmak için.

İthal edilen her tohum üretime vurulan bir balta aslında.

Oysa tohum

Üremektir

Üretmektir

TOHUM YAŞAMDIR….